Emre Can Sivrikaya
Zararı azaltma külfeti, Roma hukukuna kadar dayanan özel hukukun en eski müesseselerindendir. İşbu külfet, tarihsel kökleri itibariyle, haksız eylem hukukunda meydana gelen zararın ne kadarının tazmin edileceği sorunuyla ortaya çıkmış, zaman içerisinde akdî ilişkilere de tatbik edilmeye başlanmıştır. Hatta günümüzün modern borçlar yasalarında bu hususta hükümler öngörülmüş olup Türk Borçlar Kanunu md.114/2 sayesinde anılan külfet, haksız eylem veya akdî ilişki ayrımı yapılmaksızın her türlü sorumluluk sahasında uygulanabilmektedir. Zararı azaltma külfetinin başlıca gayesi tazminatta adaleti sağlamaktır. Zira haksız eyleme veya sözleşme ihlâline maruz kalan bir tarafın elinde, uğradığı zararı azaltmaya veya artmasını engellemeye yönelik enstrümanlar mevcutken sırf kavuşacağı tazminat fazla olsun diye bu zarara müdahale etmemesi, her şeyden önce özel hukukun tümüne yaygın dürüstlük kuralına ve onun bir uzantısı görünümü arz eden hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırıdır. Hatta meselenin hukuksal yönü kadar iktisadî yönü de yadsınamaz: Zarara uğrayan, bunun artmasını önlemediğinde veya azaltmadığında hem kendisi daha çok malî kayıp yaşamakta hem de tazminat borçlusunun ileride ödeyeceği tazminatı gereksiz ve anlamsız yere artırmaktadır. Değinilen önemi dolayısıyla zararı azaltma külfeti, bugün hem iç hukuk sistemlerinde hem de milletlerarası hukuk yeknesaklaştırması metinlerinde pozitif düzenlemelere bağlanmış olup tazminatın söz konusu olduğu hemen her yerde uygulanagelen bir hukuksal müessesedir.