Yiğit Çelik
Bu makale, bir müteselsil borçluya karşı zamanaşımının kesilmesinin diğer borçlulara sirayet etmesi kuralını, Türk ve İsviçre hukuku açısından karşılaştırmalı olarak incelemiştir. Modern hukuk öğretisinde, müteselsil borçluluğun hukuki niteliğini açıklayan teorilerden hâkim durumda olan "çokluk teorisi" uyarınca, zamanaşımı süresi her bir borç için bağımsız ve ayrı ayrı işlemelidir. Ancak, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 155/I ve aynı yöndeki İsviçre Borçlar Kanunu (OR) Art. 136/I hükümleri, zamanaşımının bir borçluya karşı kesilmesinin diğerlerini de etkileyeceğini öngörerek bahsedilen bu çokluk teorisine önemli bir istisna getirmektedir. Bu normun Roma hukukunda hâkim fikir olan teklik görüşünün kanunda kalan bir izi olduğu ileri sürülmektedir. Ayrıca borcunu ikrar ederek zamanaşımını kesen bir borçlunun, kendi fiiliyle diğer borçlular için de zamanaşımını kesmiş sayılacağı kabul edilirse anılan norm, TBK m. 165’e de istisna niteliğinde sayılabilir. Bu bağlamda pek çok açıdan problemli görünen ve geçmiş yıllarda da çok kez de lege ferenda açısından yürürlükten kaldırılması talep edilen TBK m. 155/I hükmünün uygulanmasına yönelik birtakım öneriler çalışmada ele alınmıştır. İsviçre Federal Mahkemesi'nin zamanaşımının kesilmesinde sirayet etkisini yalnızca "tam teselsül" haliyle sınırlandıran kararları ve 2020 yılında İsviçre hukukunda gerçekleşen zamanaşımı hükümlerinin revizyonuyla birlikte diğer müteselsil borçlulara da sirayet eden zamanaşımının kesilmesi kuralının kanun koyucu tarafından açıkça sadece "alacaklının fiili ile zamanaşımının kesildiği durumlara" bağlanması meselesinin de üzerinde durulmuştur. Türk hukukunda ise özellikle 6098 sayılı TBK ile "tam ve eksik teselsül" ayrımının kaldırılmasının müteselsil borçta zamanaşımının kesilmesine olan etkisi ve güncel durumda bu tartışmalı hükmün nasıl uygulanması gerektiği analiz edilmiştir.