Serdar Bay
1858 Cidde olayı, Osmanlı taşrasındaki yerel gerilimlerin Avrupa basınında nasıl temsil edildiğini anlamak açısından dikkat çekici bir örnektir. XIX. yüzyılın ilk yarısından itibaren Yunan isyanı, Kuzey Afrika’daki Fransız yayılmacılığı ve Hindistan’daki gelişmeler sırasında oluşan söylemsel birikim, Cidde hadisesi sonrasında Avrupa basınında yeniden görünür hale gelmiştir. Cidde’de 15 Haziran’da patlak veren olaylar, Avrupa kamuoyunda “İslamî fanatizmin devamı” olarak sunulurken, bu söylem yerel ekonomik rekabet ve diplomatik gerilimlerin üstünü örterek olayı medeniyet-barbarlık karşıtlığı içinde yeniden kurgulamıştır. Bazı İngiliz siyasî çevrelerinde Mekke’nin geçici işgali gibi uç önerilerin tartışılması, dönemin dinî hassasiyetleriyle emperyal çıkarlarının nasıl iç içe geçtiğini göstermektedir. Bu çalışma, İngiliz diplomatik belgeleri, konsolosluk raporları ve Avrupa basınındaki yansımaları karşılaştırmalı olarak ele alarak, Cidde olayının mevcut söylemleri nasıl yoğunlaştırdığını ve farklı ideolojik çevrelerde nasıl yorumlandığını incelemektedir. Bu bağlamda çalışma, 1858 söyleminin yalnızca Cidde bağlamında kalmayıp, 1860 Şam ve Lübnan ile sonraki yıllarda Girit, Bulgar ve Ermeni krizlerinde Avrupa kamuoyunda ve siyasî söyleminde tekrarlandığını göstermektedir. Bu retorik, William Evart Gladstone gibi liderlerin Osmanlı’ya yönelik baskı politikalarında etkili olurken, Cidde olayını Avrupa’da genelde İslam ancak özelde Osmanlı karşıtı düşüncenin sürekliliğini anlamak açısından tarihsel bir dönüm noktası haline getirmiştir.