Mustafa Kırışman
Keşmir sorunu, 1947 yılında Britanya Hindistanı’nın bağımsızlığını kazanarak Pakistan ve Hindistan olarak ikiye bölünmesiyle ortaya çıkan, sömürgecilik sonrası dönemin en köklü ve karmaşık sınır uyuşmazlıklarından biridir. Nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan Cemmu ve Keşmir Prenslik Devleti’nin Hindu mihracesinin kararıyla Hindistan’a katılması, iki ülke arasında günümüze kadar süren askerî ve siyasi çatışmaların fitilini ateşlemiştir. Sorun, uluslararası barışı tehdit etmesi nedeniyle Birleşmiş Milletlerin gündemine taşınan ilk uyuşmazlıklardan biri olmuş; ateşkes ve plebisit kararlarına rağmen tarafların uzlaşmaz tutumları nedeniyle çözüme kavuşturulamamıştır. Bu çalışma, Keşmir sorununun ortaya çıktığı ve biçimlendiği 1947-1955 yılları arasındaki dinamik başlangıç dönemini mercek altına almaktadır. Makalede, uyuşmazlığın tarihsel, demografik ve jeopolitik kökenleri ile Pakistan ve Hindistan’ın Keşmir üzerindeki egemenlik iddiaları analiz edilmektedir. Araştırmanın özgün boyutunu, 2024 yılında gizliliği kaldırılan Dışişleri Bakanlığı Türk Diplomatik Arşiv belgeleri ve dönemin Türk basını ışığında Türkiye’nin konuya yaklaşımı oluşturmaktadır. Zira Türkiye, bağımsızlıklarını takiben Hindistan ve Pakistan’ı ilk tanıyan ülkeler arasında yer almış; Keşmir sorunu karşısında ise İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin jeopolitik koşulları ve Sovyet tehdidine karşı Batı Bloku ile geliştirilen ilişkiler çerçevesinde dengeli ve temkinli bir dış politika izlemeyi tercih etmiştir. Çalışmada ulaşılan temel bulgular, Türkiye’nin ulusal çıkarlar doğrultusunda resmi bir tarafsızlık gözetmesine karşın, Bağdat Paktı’nın kurulmasına giden süreçte Pakistan’a karşı daha hayırhah bir yaklaşım sergilediğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda makale, Keşmir sorununun tarihsel gelişimini ele alırken, sorunun uluslararası dinamiklerini ve Türkiye’nin tutumunu dönemin jeopolitik koşulları çerçevesinde analiz etmeyi hedeflemektedir.