Cevdet AVCI
Doğum, evlenme ve ölüm gibi hayatın geçiş dönemleri etrafındaki ritüeller, inanışlar ve gelenekler kolektif kültürel bellek unsurlarıdır. Bunlar arasında ölüm tasavvuru mitolojik dönemden bugüne insanın anlam arayışı ve kutsalla kurulan bağlar bakımından dinî, mistik ve ontolojik anlamları yoğun bir şekilde barındırır. Bu makalede ölüm ve diriliş temalarını efsanelerde mitopoetik süreç içerisinde kurgulanışı ele alınmıştır. İnsan hayatında ölüm biyolojik bir son olarak algılanmakla birlikte sözlü kültür ortamında sınanma, dönüşüm ve yeniden varoluş düşüncesini içerir. Bu çerçevede efsaneler ölüm olgusuna yüklenen kültürel anlamları gösteren anlatı türlerinden biridir. Makalenin amacı efsanelerde ölüm ve dirilişin hangi anlatısal ve sembolik araçlarla inşa edildiğini ortaya koymaktır. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı makalede Anadolu sahasından amaçlı örnekleme tekniğiyle seçilen dokuz efsane, metin analizi yoluyla incelenmiştir. Efsanelerde bir geçiş durumu olarak algılanan ölüm, hayvan sembolizmi, su, insan bedeni, bitki gibi metaforlarla ifade edilerek dirilişe zemin hazırlayan bir evre olarak kurgulanır. Efsanelerde diriliş ise belirli ahlaki, kutsal ya da kültürel anlamlar taşıyan yeniden doğuş evresi olarak görülür. Ölümden sonra dirilişin inşası iyiliğin, adaletin, kutsalın teyit edilmesinin ve toplumsal normların pekiştirilmesinin bir sembolüdür. Böylece ölüm ve diriliş temalı efsaneler sözlü bir anlatı olarak toplumsal değer ve normları belirleme işleviyle öne çıkar. Mitopoetik süreç içerisinde ölümün yeniden anlamlandırılması, iyinin ve kutsala bağlılığın diriliş metaforu yoluyla kurgulanması folklorun temel işlevleri ile örtüşür. Böylece ölüm, efsanelerde bireysel boyuttan çıkarak kültürel anlamları ve yönelimleri şekillendiren bir olguya dönüşür.