Sıracettin ASLAN, Mirpenç AKŞİT
Bu makale, ölüm olgusunu insan varoluşunun ontolojik yapısı bağlamında, ruh-beden ilişkisi ekseninde ele alarak ölümün felsefî yorumunu soruşturmaktadır. Soruşturma, ölümün yalnızca biyolojik ve fiziksel bir son mu yoksa varlığın anlamını açığa çıkaran ontolojik bir eşik mi olduğu sorusu etrafında şekillenmektedir. Bu doğrultuda makalenin ilk kısmında, insanın ne olduğu sorusu, ruh ile beden arasındaki ilişkinin mahiyeti üzerinden değerlendirilmekte; ölümün anlamının da bu ilişkinin nasıl kavrandığına bağlı olarak farklılaştığı ileri sürülmektedir. Araştırma, ruh-beden ilişkisinin ölüm tasavvurunu nasıl belirlediği meselesine odaklanırken Yunan felsefesi ile İslam düşüncesinin konuya ilişkin temel yaklaşımlarını esas almaktadır. Bu çerçevede insanın ölümlülüğü, onun varlık yapısının kurucu bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Çünkü ölüm, insanı insan yapan özsel yapının çözülmesiyle ortaya çıkan bir hadisedir. Böylece makalenin ikinci kısmında da ölümün yalnızca fiziksel bir çözülüş olmadığı; ruh-beden ilişkisi bağlamında ontolojik, eskatolojik ve varoluşsal boyutlar taşıyan çok katmanlı bir gerçeklik olduğu tartışılmaktadır. Bu bağlamda çalışma, ruhun bedenden ayrılmasıyla birlikte ölümün yeni bir varlık imkânına kapı araladığı fikrini öne çıkarmaktadır. Buna göre hem ölüm hem de ölüm sonrası hayata ilişkin tasavvurlar, insanın dünyadaki eylemlerine anlam kazandıran temel bir anlam çerçevesi sunmaktadır. Bu çerçevede çalışmanın amacı; ölümün anlamını, insanın varlık yapısı ve dünya görüşüyle irtibatlandırarak ölümün bu âlemden başka bir varlık düzlemine geçişi ifade eden ontolojik bir eşik olduğunu tarihsel ve felsefî bir perspektif içerisinde ortaya koymaktır.