Caner Yazıcıoğlu
Bu çalışma, Türkiye örneğiyle, çevresel iletişim ve etkileşimin sosyal medya mecraları üzerinden nasıl şekillendiğini, politik ve sosyolojik boyutlarıyla ele almaktadır. Yaşanan çevresel felaketler ve krizlerde, sosyal medyanın erişilebilir ve hızlı etkileşim ortamı sunması sonucunda, hızlı bilgi akışı sağlanarak toplumsal dayanışma güçlendirilmekte ve çevre bilinciyle ilgili yüksek farkındalık oluşturulabilmektedir. Bununla birlikte, sosyal medyadaki etkileşim sayesinde mümkün olan dezenformasyon ve bilgi kirliliği de, kriz yönetimi ve merkezi otorite adına önemli sorunlar doğurabilmektedir. Çevresel söylemler hashtag kampanyaları aracılığıyla çoğalmakta, dijital aktivizm olarak ifade edilen kolektif hareketlerin etkisini güçlendirmektedir. Böylece, özellikle genç kuşakların çevreye ve merkezi otoriteye yönelik tutum ve davranışları şekillenmekte ve toplumsal farkındalığa dönüşebilmektedir. Çalışma kapsamında, Ulrich Beck’in Risk Toplumu, John Hannigan’ın Çevre Sosyolojisi ve Manuel Castells’in Ağ Toplumu kuramsal çerçevelerinden yararlanarak Gezi Parkı, Cerattepe, Kazdağları, Akkuyu ve Sinop örnekleri üzerinden çevresel hareketler ve etkileşimler incelenmektedir. Bulgular üzerinden bir değerlendirme yapıldığında, çevre hareketleri neticesinde oluşan süreçler sadece ekolojik değil; aynı zamanda demokratik yapı inşası, toplumsal kimlik edimi ve adalet mücadelesi gibi kavramlara da işlevsellik kazandırmaktadır. Kısacası çevresel iletişim, Türkiye’deki toplumsal dönüşüm ve politik kültürün anlaşılmasında önemli bir analiz ekseni sunmaktadır.