Mehmet Nezir Ceylan
İslâm hukuk düşüncesinde icmâʿ, hukuk kaynakları hiyerarşisi içerisinde merkezi bir konuma sahiptir. İcmâʿın bağlayıcılığı, delil değeri ve kesinlik derecesi, tarih boyunca fakihler tarafından farklı açılardan ele alınmıştır. Bu tartışmaların önemli simalarından biri, köklü bir Hanefî ailesine mensup olmakla birlikte daha sonra Şâfiî mezhebine intisap ederek bu ekolün usûl düşüncesinde öne çıkan isimlerinden biri haline gelen Ebü’l-Muzaffer es-Semʿânî (öl. 489/1096)’dir. Onun en önemli eserlerinden biri kabul edilen Ḳavâṭıʿu’l-edille fî’l-uṣûl, Şâfiî usûl anlayışını anlamak açısından temel bir kaynak niteliği taşımaktadır. Bu çalışmada, Semʿânî’nin icmâʿ anlayışı incelenmekte ve görüşleri, zaman zaman çağdaşları olan Şîrâzî ve Cüveynî ile mukayeseli olarak değerlendirilmektedir. Semʿânî, yalnızca kendi kanaatlerini ortaya koymakla kalmamış, muhtemel itiraz ve karşı görüşleri de ele alarak sistematik cevaplar vermiştir. Bu tavır, onun kapsamlı, metodik ve bütüncül bir bakış açısına sahip olduğunu göstermektedir. Semʿânî’nin düşüncesinin dikkat çekici yönlerinden biri, Medine ehlinin uygulamaları manasına gelen amel-i ehli Medîne hakkında değerlendirmesidir. Mâlikî geleneğin ön plana çıkardığı bu anlayışı eleştiren Semʿânî, Medine halkının uygulamasının tek başına bağlayıcı olamayacağını, ancak ümmetin genel icmâʿıyla birleştiğinde delil değeri kazanacağını savunması ve sükûtî icmâʿ konusunda Ebû İshâk eş-Şîrazî (öl.476/1083) ve İmâmu’l-Harameyn el-Cüveynî (öl. 478/1085) gibi Şâfiî usûlcülerden ayrılarak bunun hiç olmazsa kıyâstan daha üstün bir delil olduğunu belirtmesidir. Ayrıca sahâbe dönemindeki ihtilâfların tâbiûn neslinin icmâʿıyla çözüme kavuşabileceğini belirtmiş, böylece icmâʿı ihtilâfların giderilmesinde işlevsel bir araç olarak görmüştür. Onun metodolojisi, özellikle Kādî Ebû’t-Ṭayyib et-Ṭaberî (öl. 450/1058) gibi önceki Şâfiî fakihlerden etkilenmekle birlikte, bazı meselelerde özgün değerlendirmeler ortaya koyduğunu da göstermektedir. Karşıt görüşleri aktarıp bunları delilleriyle tartışması, tarafsızlığını ve güçlü münazara üslubunu yansıtmaktadır. Ayrıca icmâʿın bilgi değeri, kıyâsla olan ilişkisi ve haber-i vâhidin bu bağlamda nasıl konumlandırılması gerektiği konularına dair yaptığı açıklamalar, onun meseleleri çok boyutlu ele aldığını ortaya koymaktadır. Hülasa, Semʿânî’nin icmâʿ anlayışı hem Şâfiî geleneği içindeki fikrî konumunu belirginleştirmekte, hem de İslâm hukukundaki icmâʿ tartışmalarının daha geniş ve derinlikli biçimde anlaşılmasına katkı sağlamaktadır.