Gamze Turan Başara
Şok zararı, bir kimsenin ağır bedensel zarara maruz kalmasına ya da ölümüne neden olan kaza ve benzeri olaya doğrudan tanık olan ya da olaydan haberdar olan üçüncü kişilerin, aynı olayın etkisiyle yaşadıkları travmaya bağlı olarak ortaya çıkan ağır ruhsal çöküntü ve psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle uğradıkları zararları ifade eder. Şok zararlarının düzenlenmesi oldukça güç bir alandır. Bunun başlıca nedenleri, şok zararına neden olan olayların çoğu zaman son derece trajik ve duygusal açıdan sarsıcı nitelik taşıması ve bu tür zararlardan sorumluluğun makul bir şekilde sınırlandırılması konusunun halen netlik kazanmamış olmasıdır. Uygulamada özellikle şok zararının tazmini ile ağır bedensel zarar ya da ölüm halinde ödenen manevi tazminat arasındaki sınırın belirlenmesi güçlük arz etmektedir. Türk hukukunda şok zararına ilişkin açık bir yasal düzenleme bulunmamakla birlikte, tazminat hukukunun zarar göreni korumaya yönelik genel ilkeleri doğrultusunda, üçüncü kişilerin kendi kişilik haklarının ihlali nedeniyle uğradıkları zarar dolayısıyla tazminat talebinde bulunabilecekleri kabul edilmektedir. Ancak, özellikle zarar görenin yakınlarının yanı sıra üçüncü kişilerin de bu kapsama dahil edilmesi, sorumluluğun aşırı genişlemesi riskini beraberinde getirmektedir. Bu nedenle şok zararının niteliğinin ve şartlarının açık biçimde ortaya konulması; ayrıca yansıma zarar gibi benzer kavramlardan ayrımının netleştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda, hem yabancı hukuk sistemlerindeki yaklaşımlar hem de Türk hukukundaki gelişim süreci dikkate alınarak, uygulayıcılara yol gösterici ölçütlerin belirlenmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.