E. G. Kurgan
İslam ve siyaset ilişkisi gündeme geldiğinde, siyaset felsefesi bağlamında, ana akım yaklaşım İslam’ın bir siyaset teorisinin olmadığı şeklindedir. Batı merkezci yaklaşımların Batı dışı medeniyet havzalarının düşünsel birikimlerini yadsıması bilindiği için, bu yaklaşımların İslam’ın bir siyaset teorisinin olmadığını dile getirerek siyaset felsefesi bağlamında Batı’nın biricikliği iddiasını yeniden üretmeleri anlaşılabilir. Ancak literatürde Batı merkezci tutumlara eleştirel yaklaşan metinlerde de benzer bir kabul, politik olanı theôria aracılığı ile düşünme söz konusudur. Onlar da İslam’ın kendine has bir teorisinin olduğunu ileri sürmektedir. Bu makalede theôria faaliyetinin politik varoluş bağlamında Grekler’den hıristiyan teolojisine, oradan da modern düşünceye kadar farklılaşarak süreklilik arzeden bir anlama faaliyeti olduğuna değinilerek niçin İslam düşünürlerinin politik olanın theôriasını kurmadıkları incelenecektir. Varlığı teorileştirme, herhangi bir varoluşu teorik zeminde kurma faaliyetinin, Grek ve hıristiyan düşüncesinde doğaya (ya da doğa durumuna) yönelik olan bir eylem (temaşa) olması yanında tanrısal/evrensel olanı kurma/inşa etme olduğu da vurgulanacaktır. İslam siyaset düşüncesinde ise politik olanın tümellerinin usul aracılığı ile üretildiğini ileri süren bu çalışma, usule bu bağlamda yaklaşılmasını önermektedir. Böylece teorileştirme faaliyetinin politik olan hakkında konuşmanın biricik imkânı olduğu kabulünü eleştirerek, theôria yapmadan da politik varoluş hakkında düşünmenin imkânını tartışmaktadır.