SENA GÜMÜŞ, Deniz Mümin Baysal
Türk Ticaret Kanunu m. 519 hükmünde yer alan “ödendikten sonra” ibaresi, halka kapalı anonim şirketlerde her yıl kâr payı dağıtılmasının zorunlu olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Her ne kadar kâr payı hakkı pay sahibinin temel mali haklarından biri olsa da pay sahibinin ekonomik amacı yalnızca kâr payı elde etmeye indirgenmemelidir. Anonim şirketin finansman ihtiyacı ile uzun vadeli menfaati de dikkate alınmalıdır. Halka açık şirketler bakımından kâr payına ilişkin temel düzenlemeler Sermaye Piyasası Kanunu, Kâr Payı Tebliği ve Kurumsal Yönetim Tebliğinde yer almaktadır. Bu düzenlemeler incelendiğinde, payları borsada işlem görmeyen halka açık anonim şirketlerde pay sahibinin kâr payı hakkına ilişkin rejimin, payları borsada işlem gören şirketlerden ayrıştığı görülmektedir. Pay sahiplerinin beklentilerinin de farklılaştığı dikkate alındığında, payları borsada işlem görmeyen halka açık anonim şirketler bakımından bir kâr dağıtma yükümlülüğünden söz edilebilirken, payları borsada işlem gören şirketler açısından kâr dağıtma zorunluluğu bulunmadığı ifade edilebilir. Kurumsal yönetim öğretisinde, hâkim pay sahipliği yapısında ortaya çıkan menfaat çatışmalarını dengelemek amacıyla çeşitli araçlar önerilmektedir. Zira, dağınık pay sahipliği yapısında etkili olan birçok araç, etkisiz kalma riskiyle karşılaşmaktadır. Bu çerçevede, Sermaye Piyasası Kanununun önem atfettiği kâr dağıtım politikasına işlevsellik kazandırılmalıdır. Kâr dağıtım politikasının menfaat çatışmalarını dengeleyici bir etkiye sahip olabilmesi için Kâr Payı Tebliğinde hangi hâllerde kâr dağıtılmayacağının açıkça belirtilmesi, kurumsal yönetim anlayışı bakımından faydalı bir gelişme olacaktır.