Asiya Öztosun, Levent Ersin Orallı
Bu çalışma, Birleşik Krallık’ın Brexit sonrası şekillenen göç ve sığınma politikalarını, uluslararası hukuk ihlalleri ve "geri göndermeme" (non-refoulement) ilkesinin aşınması ekseninde analiz etmektedir. Brexit ile başlayan "sınırların kontrolünü geri alma" söylemi, 2022 Vatandaşlık ve Sınırlar Yasası, 2023 Yasadışı Göç Yasası ve Ruanda Planı aracılığıyla sığınma hakkının güvenlikleştirme paradigmasına hapsedilmesine yol açmıştır. Çalışma, Muhafazakâr hükümetlerin "caydırıcılık" odaklı projelerinden, Temmuz 2024’te göreve gelen İşçi Partisi’nin "verimlilik" ve "Sınır Güvenliği Komutanlığı" odaklı pragmatik ancak kısıtlayıcı yaklaşımına geçişi ele almaktadır. Analiz kapsamında, Birleşik Krallık’ın 1951 Cenevre Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) altındaki yükümlülükleri incelenmiş; bulgular, Birleşik Krallık’ın açıkça geri göndermeme ilkesini reddetmeksizin, onu “güvenlikleşmiş” bir göç yönetimi paradigması içinde giderek koşullara bağlı, istisnalarla çevrili ve dışsallaştırılmış bir yükümlülük hâline getirdiğini; bunun da hem normatif düzeyde bir aşınmaya hem de sığınmacıların pratikte maruz kaldığı koruma düzeyinin zayıflamasına yol açtığını göstermektedir. Sonuç olarak, Birleşik Krallık’ın yeni göç rejiminin uluslararası mülteci koruma standartlarında normatif bir aşınmaya neden olduğu ve küresel sığınma hukuku için tehlikeli bir emsal teşkil ettiği sonucuna varılmaktadır.