Fatima Abdulateef Abdulateef, Seyfullah Palali
alanlarından biridir. Bu makale, Katar İslam Eserleri Müzesi koleksiyonunda MS.408.2007 envanter numarasıyla kayıtlanarak Timurlu dönemine atfedilen ve H. 828 (M. 1425) tarih kaydı taşıyan bir Kur’ân-ı Kerîm yazmasını kodikolojik ve sanatsal boyutlarıyla ele almakta ve dönemin üslup özelliklerini irdelemektedir. Bu araştırma, mushafın maddî yapısı, hat düzeni, tezhip kompozisyonları ve cilt özellikleri üzerinden dönemin estetik anlayışının nasıl bir üretim bağlamında yorumlandığını çözümlemeyi amaçlamaktadır.Araştırma, yerinde incelme ve doğrudan gözleme dayalı betimleyici–analitik bir yöntemle yürütülmüş; eserin fiziksel bütünlüğü, yazı sistematiği, renk kullanımı, tezhip motifleri ve yapısal unsurları çok katmanlı bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Mushafın sayfa düzeni, hat türlerinin hiyerarşik yerleşimi ve altın–lacivert dengesi gibi renk kullanımı, bunların işaret ettiği ekoller ve ilgili üslupların gelişimi irdelenmiştir. Eserin tezhibinde görülen tasarım anlayışı ve malzeme kalitesi tetkik edilerek ne tür bir atölyede hazırlanmış olabileceğine ilişkin hususlar tartışılmış; metin ile bezeme arasındaki estetik ilişkilerin nasıl bir tasarım anlayışının ürünü olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Böylelikle saray atölyeleri ile saray dışı atölyelerdeki üretim pratikleri mukayeseli olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca, birkaç varakta karşılaştığımız malzeme dokusu ve yazı üslubu farklılıklarının yanı sıra bilinçli olması muhtemel silinme izlerinin, eserin üretim sürecinde veya sonraki bilinmeyen bir dönemde yapılan sınırlı müdahalelere dair sunduğu anlamlı kodikolojik veriler de tartışılmıştır.İncelenen mushaf, Timurlu dönemi sanatsal üretim geleneklerini temsil eden özgün bir eser niteliğini haiz bulunmasının yanı sıra, ait olduğu zaman dilimi içerisinde kurumsal disiplinle bireysel estetik yönelimi bir araya getiren ve literatürde tanınmayan bir örneği temsil etmektedir. Bu yönüyle çalışma, Timurlu döneminin yanı sıra Türk kitap sanatlarının yalnızca teknik değil, aynı zamanda zihinsel ve estetik sürekliliğini belgeleyen ve döneminin saray dışı sanat anlayışını yansıtması bakımından yüksek temsil gücüne sahip nitelikli bir eserini tanımamıza imkân sağlayacaktır.